Camgeran Alaçatı Facebook'ta
 
Camgeran Alaçatı Twitter'da


Alaçatı "Sezon" u Bekliyor (!)

Alaçatı "Sezon" u Bekliyor (!)

Alaçatı'ya adımımızı atalı tam bir yıl 24 gün olmuş. Geldiğimizden bu yana herhalde en çok duyduğumuz sözcük "sezon" oldu burada. "Sezonu kaçırıyorsunuz" dedikleri için evi ve kolileri bırakıp 12 haziranda dükkanı açmıştık geçen yıl. sonra bütün esnaf ve Alaçatı beklemeye başladı. Önce sırasıyla bütün sınavların geçmesi beklendi, LYS, LGS, her ne varsa... Okullar da kapanacaktı ki insanlar turistik yörelere aksın. Okullar da kapandı. Hala sezon yoktu görünürlerde. Sonra Dünya kupası maçları var o nedenle bir problem var dediler, onun da bitmesi lazım, o da bitti. Haziran başı derken temmuz başı olmuş ve sezon arkadaştan hala haber alamamıştık. Sonra bir anda, 8-9 temmuz civarı, sezonun ne olduğunu anlama şansımız oldu. O kadar insanın sözleşmiş gibi bir anda Alaçatı'ya gelivermesi nasıl mümkündü bilmiyorum ama akşamları, özellikle Kemalpaşa caddesinde yürümek mümkün değildi. Yaşasın, işte sezon nihayet gelmişti... Ve de gitmesi göz açıp kapayıncaya kadar oldu, çünkü ramazan ağustosa denk geliyordu ve daha bilmemkaç yıl bu böyle olacaktı.

Bu sene de aynı süreç işlemeye başladı. Üniversite sınavının haftalara yayılmasından hiç de hoşnut değil esnaf, mümkünse tek aşamalı olmalı ve mümkünse okullar kapanır kapanmaz sınav yapılmalı. Bu hafta sonu, son aşamadan sonra sezon bekleniyor. Ben, dün, çok sakin diye gitmeyi terih ettiğim Ilıca pazarında park edecek yer bulamayınca sezon gelmiş dedim ama kimse beni ciddiye almadı. Sezonun gelmesi için sınavların bitmesi ön koşul çünkü.

Hıdır'la benim içinse sezon bir kişi oldu hep, gelip Camgeran'ı ve ürünlerini beğenen ve alışveriş yapmayı tercih eden bir kişi. Bizim sezonumuz mart ayında da gelebiliyor, kasım da da ağustosta da, çok daha rahatlatıcı bir yaklaşım...

Burada sezon dışında, sık tekrarlanan sözcükler de var elbette: Deniz, rüzgar, ot, keyif, tat, yavaş....

Ve sözcük grupları: Boşver bee, ne zaman olursa, tadını çıkar, bir gün..., 

Ve en çok kullanılan cümle herhalde, "bu hafta sonu/bu akşam nereye gidelim"

Ve bu yüzden biz, kelimelerimiz ve yeni yaşamımızla mutluyuz.

Darısı başınıza diyoruz, tüm içtenliğimizle.

Güzel Bir Gündeme İhtiyacımız Var

Güzel Bir Gündeme İhtiyacımız Var

2. ALAÇATI OT FESTİVALİ

SİZİ OTLARIN BÜYÜLÜ KOKUSU VE TADIYLA BULUŞTURUYOR!

“Otların Rüzgârlı Öyküsü” Alaçatı Ot Festivali bu yıl 2-3 Nisan’da yapılıyor. Yaşam gücünü toparlayıp hayata yeni bir enerji ile başlamak isteyen herkesi Alaçatı’ya bekliyoruz.

Bu yıl yine iki dalda yarışılacak..

1:   BİNBİR ÇEŞİT OT:

Efsaneye göre  Alaçatı’da  1001 çeşit ot yetişirmiş.  1001 çeşit   ot toplamayı başaran ölümsüz olacakmış. Ancak bu otları kimse  tek basına toplayamamış… Bu efsane gerçek mi? Bunu öğrenmenin yolu da yarışmaktan geçiyor... En fazla çeşidi  toplayan ama doğadan onu doğru koparan, yarışmanın birincisi  olacak.  Eğer topladığı ot çeşidi bin bir çeşitse  bir de ölümsüzleşecek...

OT JÜRİSİ:

Uzm. Bilgin Oğuz

Dr. Selim Toprak

Doç. Dr. Tuncer TAŞKIN

2.OT AŞI:                    

Cumbalı evlerin taş mutfaklarından hiç eksik olmayan ot dolu  tencereler yine kaynayacak,  dumanı üstünde yemekler yarışacak, her bir kaşık dolusu ot yemeğinin sağlık için ne anlama geldiği anlatılacak…  Tüm aşlar birinci olacak ama birinin  tadı, öyküsü öbürlerinden daha farklı olacak.  

OT AŞI JÜRİSİ

AYHAN SİCİMOĞLU                 (Gurme, Müzisyen, TV yapımcısı)

ERHAN ŞEKER                        (Zeytinbağı restoran sahibi, Şef)

GÖKÇEN ADAR                       (Gurme, Yazar)

HAKKI AKBAYKAL                   (Alaçatı’nın yerli lokantacısı)

MARİA EKMEKÇİOĞLU            ( Maria’nın Bahçesi restoran sahibi, Gurme)

SÜREYYA ÜZMEZ                   (Trilye restoran sahibi, Gurme, Yazar)

VEDAT BAŞARAN                   (Feriye restoran sahibi, Gurme, Şef)

Altın ödüllerimiz yanında, şenliği destekleyen firmalardan hediyeler de yarışmaya katılımı daha heyecanlı hale getirecek… Alaçatı için de en büyük ödül; sevgi dolu alkışlar, övgü dolu bakışlar…

PROGRAM:

 

2 Nisan 2011

Saat: 17.00 - OTLARIN KORTEJİ: Keçiler, koyunlar, at-eşek kağnı arabalarında otları gezdiren üreticilere Ege havalarıyla bando eşlik edecek.

Saat:18.00 Kokteyl 

Saat: 19:30 - KONSER:   Ege Üniversitesi Oda Orkestrası, Pazaryeri Camii meydanı.  

3 Nisan 2011 

Saat: 11.00

İki dalda yarışma başlayacak.

Gün boyu Alaçatı ürünleri ile bezenmiş standlar festival coşkusunu yaşatacak.

Çevre ve doğa temalı çocuk etkinlikleri, sanatsal faaliyetler bu coşkuya eşlik edecek.

Alaçatı rüzgarı ve atmosferiyle ruhunuzu ve moralinizi yenilerken, baharda fışkıran tazecik otların bedenlerinizi yenilemesi için de restoranlar özel otlu menüler hazırlıyorlar. Unutamayacağınız tadlar damağınızda kalacak!

Geçen yıl yarışan 55 yemek tarifi kitap haline getirildi. Belki dönüşte yanınızda götüreceğiniz otları bu tariflere göre deneyerek kendi ustalığınızı da test etmek istersiniz.

Her şeyden önce Alaçatı özel dokusu, dar sokakları, taş evleri, sıcak atmosferi ile bir bahar günü sizleri bekliyor.

Hayat, Alaçatı’nın tadını çıkartacak kadar güzel!  

ALAÇATI OT FESTİVALİ

ORGANİZASYON KOMİTESİ

Alaçatı'da Bir Yılbaşı Gecesi

Alaçatı'da Bir Yılbaşı Gecesi

Alaçatı'da geçireceğimiz ilk yılbaşı için pek hereyecanlıydık. "Kalabalık olur" deniyordu, Meydanda canlı müzik olacak, varillerde ateşler yakılacaktı. Biz de yeniyıla Camgeran'da girip bu şenliğe tanıklık etmek istedik. Türkan'la bir gün boyunca salatalar, mezeler hazırlayıp durduk. Hindimiz ve kestaneli-mantarlı pilavımız harikaydı. Bunları dükkana taşıyıp orada güzel bir sofra kurduk, şarabımızı aldık, müziğimizi açtık, bir yandan dükkana gelen maskeli müşterilerilerimizle, öte yandan skype'dan Ankara'da bulunan ve ilk kez yılbaşını ayrı geçirdiğimiz kızımız Sera ile muhabbet ederek gecemize başladık.

Alaçatı'daki araç ve insan sayısı cuma günü inanılmazdı. Sayı vermek mümkün değil ama dar, arnavut kaldırımlı, gerçekten özel bir dokusu olan ve de çok güzel korunmuş olan Alaçatı'da park yeri bulmak sorun olmuştu. Saat 23 gibi Türkan'la meydana gidip biraz havayı koklamak, müzik dinlemek ve fotoğraf çekmek istedik. Şaşkınlıktan donakaldık, böyle bir kalabalık asla beklemiyorduk. Meydana çıkan her iki sokak da tıkanmıştı ve hiçbir biçimde yürümek mümkün değildi. Biraz ilerlemeye çalıştık ama gerçekten mümkün değildi ve geri döndük. Herkes Alaçatı'da eğleniyordu sanki! O kalabalıkta çektiğim fotoğraflar da hiç bir işe yaramadı, en iyisi şöyleydi :))  

Alaçatı yılbaşında ışıl ışıldı. Dükkanlar süslendi. Belli başlı caddeler ve sokaklar ışıklandırıldı. Yeniyılın ışığı, renkleri ve elbetteki tadı - tüm lokanta ve otellerin rezervasyonlarının çok önceden dolduğu söylenmişti- Türkiye'nin pek çok kentinden, sadece iki gün için gelmiş olan konukları tatmin etmiş gibi görünüyordu.

Biz Camgeran'da yemeğimizi yemiş, 365 gün içinde doğmak için en güzel günü ayarlamış olan eşimin doğum gününü kutlamaya hazırlanıyorduk. Türkan da ben de dayanamayıp armağanlarımızı çoktan vermiştik. Benim yaptığım limonlu kekin içine Türkan bir tea-light yakarak bir ambiyans yarattı (çünkü mum almayı unutmuştuk) ve Hıdır, 51 yaşını doldurdu. 

Geri sayım başladı, 2011 havai fişek gösterisiyle ve binbir umut ve dilekle bize merhaba dedi. Ardından gece 1.30 gibi, bu kez Hıdır'la bir meydana yürüme denemesi daha yaptık, fakat bu deneme de hüsranla sonuçlandı. Kalabalık biraz hafiflemişti fakat hala yürümek mümkün değildi. Hıdır, konser platformunun arkasından bir kaç fotoğraf daha çekebildi.

Yılbaşı Camgeran’a çok yakışmıştı ve meydandaki kalabalık dağıldıkça Camgeran’ın önünden bir karnaval  korteji geçmeye başladı sanki.

Sabaha karşı bize katılan Tülin Onaner, Kemal-Gül Sarıgül çiftiyle devam ettiğimiz tombala seansı ise Hıdır ve Türkan’ın zaferiyle sonuçlandı.

Alaçatı’da yeni olmak ve her anını ilk kez yaşıyor olmak farklı bir duygu. Altı ay içinde Alaçatı’nın sezonunu,  bayramını, sonbaharını yağmurunu, rüzgarını, binlerce insanın olduğu halini ve yalnızlığını gördük. Yılbaşı Alaçatı’ya yakışıyor. Çırpıştırma  süslemeler içindeki asaleti hissetmemeniz mümkün değil çünkü.

Belki gelecek yılbaşında, Alaçatı sokaklarında görüşürüz ya da Camgeran’da birlikte benim nefis pilavımdan yiyip şarap içeriz. Hepinize mutlu yıllar diliyoruz.

2-3 Nisan 2011'de Alaçatı'ya Davetlisiniz

 

2-3 Nisan 2011'de Alaçatı'ya Davetlisiniz

“OTLARIN RÜZGARLI ÖYKÜSÜ” EFSANESİ DEVAM EDİYOR.

2. ALAÇATI OT FESTİVALİ 2-3 NİSAN 2011’DE YAPILIYOR.

Bir Efsaneye göre Alaçatıda 1001 çeşit ot yetişirmiş. Ancak bu otları kimse tek başına asla toplayamamış…

Efsaneler, masallar diyarı olarak bilinen Alaçatı’mıza yaraşır olsun diye de festivalimize “Otların rüzgârlı öyküsü” adını uygun görmüştük. Yola çıkarken de bize Rüzgar Tanrısı Hermes öncülük etmişti; Rüzgâr tanrıları  önce denizi okşadı  sonra  sokuldu sahile… Hafifçe dokundu toprağa…  Toprak  yavaşça irkildi rüzgâr tanrısının  esintisiyle… O esintiyle birden başladı dans etmeye al yanaklı kız. Uzun siyah saçlarını savurdu rüzgâra, toprağa… Al yanaklı kızın sevgisi, rüzgâr tanrısının ahengiyle toprak  kapladı kendini birbirinden farklı, birbirinden güzel otlarla… İşte o otlardır  yüzyılların öyküsünü günümüze kadar  taşıyan, besleyen, büyüten…”

Geçen yıl bu efsaneden yola çıkarak ilkini düzenlediğimiz Alaçatı Ot Festivali gelenekselleşme yolunda hızla ilerliyor. Festival’in süresi bu yıl, gördüğü büyük ilgi üzerine  iki güne çıkarıldı.

Festival, 2  Nisan Cumartesi günü akşamı Festival Korteji’nin yürüyüşüyle başlayacak. Daha sonra yapılacak açılış kokteylini konser etkinliği izleyecek.

3 Nisan Pazar günü sabahı saat 10’da ot yarışması ile devam edecek olan Festival’de, saat 11’de yemek yarışması başlayacak. Katılımcılar arasından kazananlara ödüllerinin verileceği tören saat 17’de yapılacak.

Ayrıca gün boyunca Alaçatı’da profesyonel aşçılar tarafından hazırlanan ot yemekleri tadılabilecek, çevre ve doğa temalı çocuk etkinlikleri ve müzik dinletileri yapılacak, imza günü etkinlikleri düzenlenecek, satış ve sergi standları açılacak.

OT YEMEKLERİ KİTABI

1. Alaçatı Ot Festivali öyküsü, fotoğrafları ve festivalde yarışan yemeklerin tariflerinin yer aldığı “Alaçatı’nın Yarışan Yemekleri” kitabı da yemek severlere ulaşacak. Geçen yıl yarışan 55 ot yemeğinin tarifleri kitapta yer alacak. Tarifler arasında yörenin otlarına yöresel tatların katıldığı Haşmet-i Külli çorbasından friditaya, menengeç salatasından çıpohortaya, pırasa dolmasından yoğurt soslu şevket-i bostana kadar bir çok salata ve  yemeğin tatlarını bulmak mümkün olacak. Bu kitabın dağıtımı da festival süresince devam edecektir. 

Festivalde geçen yıl ot kategorisinde Semra Aktaş Erden 101 farklı ot toplayarak, yemek dalında ise Aysen Kadıbeşegil kırkot salatası ile birinci olmuşlardı. Bu yıl Festival başvuruları 17 Şubat 2011 tarihinden itibaren Alaçatı Belediyesi Kültür Merkezi’ne yapılmaya başlanmıştır. Geçen yılki ilginin bu yıl artarak sürmesi beklenmektedir.

Tüm Alaçatı dostlarını festivalimize bekliyoruz. Rüzgârına tutunup Alaçatı’ya gelenler doğanın en güzel otlarına dalıp giderler… Sonra al çatılı taş evlerin önünden geçerken dantellerin arasından yayılan o güzel kokuya teslim ederler kendilerini. O koku Alaçatılı ninelerin torunlarına anlattığı otların öyküsünden yayılır... Alaçatı’nın sardunyalı dar sokaklarında, yine o koku duyulacak…

Bu koku ve tatları birlikte paylaşmak istiyoruz; Alaçatı’nın kolları tüm konukları kucaklamaya hazır.

Saygılarımızla,

Bilgi için: 

Tülin Onaner      533 381 5597

Burak Önal        506 570 2490

Çimen Özakat    533 302 2298

Nuray Göktaş     537 981 96 33  Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

Alaçatı'da "An" Yaşanır (Alaçatı Gazetesi, Kasım 2010) Nuray Şirin Göktaş

Alaçatı'da "An" Yaşanır (Alaçatı Gazetesi, Kasım 2010) Nuray Şirin Göktaş

Türkiye’de insanların ortalama ömrü 1960-1965 döneminde ortalama 49  yıl iken bu, 2010 yılında 72 olarak açıklandı. Yani atalarımıza göre daha uzun yaşayacağımız  kesin gibi görünüyor.  Yüzyıllardır bu sürenin nasıl geçirileceği üzerine kafa yorup duruyor filozoflar.

1950’lerden bu yana değişim öyle bir hıza erişti ki, artık izlemek  bile ancak kişilerin kendi uzmanlık alanlarındaki değişimleri izlemesi biçiminde mümkün olabiliyor. İçeriği pek bilinmese de İsviçre’deki CERN’in deneylerinden herkes haberdar, klonlamanın ne olduğunu biliyoruz,  kök hücre nakilleri sıradanlaştı,  nanoteknoloji gündelik dile yerleşti.

Alaçatı'da "An" Yaşanır (Alaçatı Gazetesi, Kasım 2010) Nuray Şirin Göktaş

Annelerimiz mutfakta kullanacağı elektrikli ev aletleri ile tanışmaya başlamışken bizler birdenbire teleksten faksa, oradan bilgisayar ve internete geçtik, e-mail ile haberleşmeye, sosyal paylaşım sitelerini kullanmaya başladık. Bir programı öğrenene kadar o eskiyor,  dos’un yerini Windows alıyor, hepsine nefes nefese uyum sağlamaya çalışıyorduk. Kullandığımız müzik ve video çalarları sırasıyla sayabilir miyiz bilemiyorum, hepsi antika eser sınıfına girdiler çoktan.

Bu süreç içerisinde geçmişle gelecek birbirine karışmıştı. Bir insan ömründe geçmiş, beş-on yılla ölçülemezken artık neredeyse bir-iki yılla ölçülebilir hale gelmişti. Bir zamanlar internet bağlantısının telefon hattı üzerinden yapıldığını, internete bağlanınca telefonla konuşamadığımızı bugün herhangi bir çocuğa anlatabilmeniz doğal olarak pek mümkün değil. Yaşamakta olduğumuz anı kaybettiğimiz bir dönemdi bu.

Latince’de “Carpe Diem”, İngilizce’de “Seize the day” , Türkçe’de “Anı Yaşa” felsefesi bazen değişik yorumlarla boy göstermeye başladı edebiyatta, sinemada, sanatın değişik türlerinde. İnsanlar sıkışık ve sıkkın hallerine çözüm arıyorlardı. Çözüm gelecek ya da geçmişte değil, an’da aranmalıydı ama bu, “gününü gün et” gibi bir sorumsuz ve duyarsız bir yaklaşım da olmamalıydı.

Şimdiki zaman yokolmuştu. Büyük kentlerde yaşayan bizler gelecekte yaşıyorduk. Bildiklerimiz hemen eskiyor, eskiyecek yeni bilgilerle donanıyor, yarın için, önümüzdeki hafta için, gelecek ay için yaptığımız planlarla yaşıyorduk. Jorge Luis’in Anlar şiirinde anlattıklarını, 85 yaşına gelmeden anlayanlar şanslı olanlarımızdı:

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,  İkincisinde, daha çok hata yapardım.  Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.  Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,  Çok az şeyi  Ciddiyetle yapardım.  Temizlik sorun bile olmazdı asla.  Daha çok riske girerdim.  Seyahat ederdim daha fazla.  Daha çok güneş doğuşu izler,  Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.  Görmediğim bir çok yere giderdim.  Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.  Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.  Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.  Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.  Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.  Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.  Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,  Gitmeyen insanlardandım ben.  Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.  Eğer yeniden başlayabilseydim,  İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.  Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.  Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,  Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.  Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...  Ölüyorum...  

Bazı mekanlar geçmişi yaşatır size, doğası buna uygundur, bazıları geleceği anıştırır. Babanızın doğduğu topraklar geçmiştir,  bilimsel araştırma istasyonlarının bulunduğu kentler geleceği hatırlatır sanki…

Bazı topraklarda ise an yaşanır. Sokak aralarında başıboş dolaşabilir, deniz kıyısında gün doğuşunu izleyebilir, taş evlerin her birinde bir öykü keşfedebilir, damla sakızlı kahve kokuları arasında bisikletinizle taş sokaklarda dolaşmanın keyfini yaşayabilirsiniz. Sonbaharsa yağmur yağabilir, şemsiye taşımayın; yaz ise hafif bir rüzgar yalar yüzünüzü tadını çıkarın; ilkbaharda çiçek kokularıyla sarhoş olun…

Bazı mekanlarda an yaşanır. Alaçatı, şimdiki zamanı,  anı yaşamak içindir.