Camgeran Alaçatı Facebook'ta
 
Camgeran Alaçatı Twitter'da


Alaçatı'nın Sesleri

Alaçatı'nın Sesleri

Kent değiştirdiğinizde bir sürü farklılık dikkatinizi çekmeye başlar.bunu bir kez de çok belirgin olarak Ankara’dan Üsküp’e gittiğimde yaşamıştım. Ülke değiştirdiğinizde her tür farklılığı yorabileceğiniz, anlamlandırabileceğiniz çok somut bir veri vardır elinizde, başka bir ülkedesinizdir artık ve onu öyle kabullenmek durumundasınızdır. Ancak kendi ülkeniz içinde yer değiştirdiğinizde karşılaştığınız bazı değişiklikleri anlamakta da anlamlandırmakta da güçlük çekebilirsiniz.

Örneğin Alaçatı’da neden insanların adım sesleri bu kadar güçlüdür ve benim kulağım neredeyse her adım sesini duymaya başlamıştır? Ortam Ankara’ya göre daha sessiz olduğundan mı, insanlar daha çok sandalet, terlik benzeri ayakkabılar giydiğinden mi, benim kulaklarım buraya gelince daha iyi işitmeye başladığından mı yoksa? Nedenini bilemiyorum ama Alaçatı’da insanların adım seslerinin çok belirgin olarak kent sesleri arasında yer alması gerektiği kesin.

Kediler sessiz burada ama köpekler inanılmaz yaygaracı. Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi burada da kedi ve köpekler herkesin baş tacı. Kimse evde kedi köpek bakmıyor (bizim gibi dışarıdan gelen yabancılar hariç) ama sokaktakilere sahip çıkıyor. Bariz bir kedi köpek korkunuz varsa Alaçatı pek size göre değil.

Kuşlar erken sabahın vazgeçilmez ajitatörleri. Sizi hayata karşı öyle bir kışkırtıyorlar ki asık suratınıza, yavaşlığınıza, giyindiğiniz “bir süre bana yaklaşmayın” tavrınıza lanet okutupgülümsetiveriyorlar sizi. Gerçekten inanılmaz şen şakraklar ve o enerjiyi sabahın köründe nereden ve nasıl buluyorlar bilemiyorum.

Rüzgar...Alaçatı’nın ünlü rüzgarı! O ağaçları seslendiriyor, sörf yelkenlerini şişirirken sörfçüleri seslendiriyor, değirmenleri döndürüyor. Fırtınamsı bir şey bir kez yaşadık, kızmış bir rüzgarın yaz aylarında nasıl ses çıkardığını duyduk. Kışın Allah bize kolaylık versin diyebildik sadece. Bir yandan Alaçatı’yı dayanılmaz sıcaktan koruyan da o. Sürekli bir esinti ile kenti yaşanabilir kılıyor şu anda. Esintinin sesi düşen çam kozalakları ile iğnelerinde...Kozalakların içinden fıstık çıkarıp yemeyi öğrendik hemen. Taze çam fıstığı muhteşem oluyor.

Çocuk sesi var, yüzlerceler, binlerceler sanki. Okullar tatil olunca hepsi sokağa fırladılar. Bisiklete biniyorlar, patenleriyle kayıyorlar, top ve seksek oynuyorlar, dondurma yiyorlar. Belediye Kültür Merkezi, ne sıklıkta bilmiyorum onlara ücretsiz film gösterileri yapıyor, film seyrediyorlar. Onlar ayak sesleri en belirgin olan grup. “Pat pat” diye yüksekten düşermişçesine çıkıyor ayakkabılarının sesi.
Kent içine araç girişi yasak olduğu için otomobil gürültüsü hiç yok. Bunun yerini motosiklet, mobilet ve bisiklet ile kargolar(üç tekerlekli, sepetli bisiklet) almış.

Çok emin olmamakla birlikte kent içinde ses yükseltici araçlar kullanmanın yasak olduğunu sanıyoruz. Çünkü müzik sesi her mekanda ayrı olmakla birlikte insanı baymıyor.

Tabii ki Dünya kupası maçları ve vuvuzela sesleri maçlar sürekli yayınlandığı için, Alaçatı’ya da damgasını vurmuş durumda.

Bir de ünlü “sezon” var, Eda Taşpınar’dan bile daha ünlü bu sezon! Geldiğimizde “dükkanı 15 hazirana yetiştirin, sezon” dediler. Yetiştirdik. Sezon okullar kapandıktan sonra başlarmış. Sonra dediler ki, “ama, ama, üniversite sınavı varmış, 20’sinden sonra başlar” 0 da geçti. Bazısı sezon başladı dedi, bazılarını yine tatmin edemedi sezon. 26’sında bir sınav daha varmış. Sanki buraya gelecek herkesin üniversite sınavına girecek çocuğu var! Bir antikacı da buranın sezonu 3 Temmuz’da başlar diyerek iyice öteledi. Aynı antikacının ağabeyi dün10 Temmuzda açılır sezon diyordu. Biz henüz deneyimlemediğimiz için bilemiyoruz. Sadece dinleyip izlemekle yetiniyoruz. Alaçatı’da işte bu sezonun gelişinin ve hazırlığın da sesleri var. İnşaat, badana boya, çivi, çekiç, matkap, testere.. Sezonun renkleri de var. Alaçatı mavisi, turkuaz, çingene pembesi, morlar, yeşiller...Sezonun bir de uykusuz geceleri var elbette.

Yine de Alaçatı’nın en güzel sesi kızımın kahkahasıydı. İçten, dolu dolu, insanı ne yapıyor ve düşünüyor olursa olsun güldüren, ondokuz yıldır bana, yaşadığım ve yaptığım hiçbir şeyden pişmanlık duymamamı hatırlatan o sıcacık, şımarık kahkaha! Kuşlar, diğer çocuklar ve hatta rüzgar kıskanabilir istediği kadar!!! 

Alaçatı - 1

Alaçatı - 1

1 Haziran'da Alaçatı'ya adım attığımızdan bu yana, alışkanlığımdan olsa gerek kendimi dinleyip duruyorum. Ne hissediyorum, yeni bir yaşamın içinde olduğumun farkında mıyım, eğer farkında isem ne düşünüyorum, bu yeni yaşamın bana, bize ne katacağını, neleri götüreceğini görebiliyor muyum. Dındıkçı yanım bunları irdelerken, rahat tarafım güzellikleri görüp "boşver yavrum, tadını çıkar" diyor bir yandan.

Yirmi günde ev, dükkan ve atölye düzenini oturtmak çok zordu ve yorulduk ama daha dün itibariyle neredeyse bunların tümü oluştu denebilir ama hala bir hayat düzeni oturtamadık. Bir rutinimiz yok ve insan yaşamında o çok yakındığımız rutinin ruh sağlığımıza faydalarını yaşamımın değişik zamanlarında yaşamış biri olarak çok yakından biliyorum. Bu rutin belki de hiç olmayacak. Biz rutinsizliğe alışacağız. Bunu henüz bilemiyoruz.

Yeni bir yerin ilk tuhaflığı eşyalarınla ilişkinin değişmesi oluyor herhalde. Giysilerinin, mutfak eşyalarının, ayakkabılarının, koltuk ve sandalyelerinin anlamı değişiyor. Kullanmadıklarını kullanır olmaya başlıyorsun. En çok kullandıkların yüklüklere ya da dolapların en üst raflarına kalkabiliyor. Evi kullanış biçimin değişiyor. Halılar azalıyor. Onları kaldıracak delik aranıyorsun. Ayakkabılarla, en azından evin bir kısmında rahatça gezinecek mekanlar yaratıyorsun. Bir vileda kovası sürekli ortada, siliyorsun, temizliğin bitiyor.

Bahçeyi uzun süre kullanamadık. Çimler yeni dikilmişti, Fazlı Bey, despot bahçıvanımız, basılmasına izin vermeyince ona söylenerek sağından solundan dolandık. Çimler biçildi ama şimdi de bahçe mobilyası almak gerekli. Alınca muhtemelen yine oturamayacağız. Çünkü akşamları dükkanda oluyoruz. Çok acıklı bir durum. Bunun da bir yolu bulunacak.

Kabak, elma ve armutlarımız çıkmaya başladı ama bahçeden sebze meyve toplamaya da alışmak zaman alacak herhalde. Çünkü biz Alaçatı'nın o kocaman pazarından satın almayı tercih ediyoruz hala.

Yeni yer beklentileri her biçimde karşılıyor fakat alışkanlıklar konusu acaip bir şey. Onlar elimizi kolumuzu biz farkına varmadan nasıl da bağlamış! Onları değiştirmek zaman alacak ve biz bahçede dört limon ağacı varken" limonumuz kalmadı" diye yakınmayı bırakacağız!