Camgeran Alaçatı Facebook'ta
 
Camgeran Alaçatı Twitter'da


Alaçatı Yufka Bir Denizdir - Yaşar Aksoy (2005)

Alaçatı Yufka Bir Denizdir - Yaşar Aksoy (2005)

Türk Denizcilik Tarihi'nin en büyük kaptanlarından Piri Reis, Alaçatı koyunu anlatırken,"Burada Deniz Yufkadır" demiştir.. Günümüzde dünyanın en ünlü sörf merkezlerinden biri olan Alaçatı'nın rüzgarı kuvvetli ancak denizinin dümdüz bir koya sahip olması, onun ünlenmesinde başrolü oynamıştır.

Alaçatı, ilçe merkeziyle, benzersiz koyu ile seçkin özellikleri olan ve giderek gözde bir yerleşim merkezi olmaya yol alan bir tatlı beldemizdir.

Alaçatı'yı görmek,gezmek ve ona vurulmak gerekir!.

Pencerelerinde hala Sakız işi dantel perdelerin kışkırtıcı biçimde titreştiği, kat kat beyaz badanalı, aydınlık yüzlü taş evleriyle dolu Alaçatı sokaklarına gelişigüzel dalmalı, gezmeli, tozmalı, fotoğraflar çekmeli, ninelerle selamlaşmalı ve sonra gelip bir kahvesine çöküp, mavi gözlü bir Rumeli geçmişli dedesiyle sohbetlere dalmalıyız.. Ve tüm bunları kaybolmuş bir gezgin gizemiyle veya sadece çocuksu bir merakla yapmalıyız..

Sekizbin kişilik Alaçatı, kendine bağlı Germiyan, Ildırı ve Karaköy ile birlikte Çeşme'ye 8 km. uzaklıkta gizli bir güzellik yuvasıdır. Eskimiş tadıyla Alaçatı'nın dar ve Arnavut kaldırımlı sokakları ve ekabir evleri tamamen Ege mimarisinin estetiğini yansıtır. Sade, yalın ,beyaz ve taş ağırlıklı bir doku vardır burada.. Hemen sokakları içine dalıp kaybolma istediği kabarır içinizde.. Son birkaç yıldır İstanbulluların da gözdesi haline gelen ve eski taş evleri kapış kapış satılarak, restore ettirilen Alaçatı, bir tarih, dağ, deniz ve sörf cennetidir. Alaçatı'nın yüzlerce yıllık kimliği, içinize işleyen sımsıcak bir türkü gibidir. Hele,her ulustan ve yaştan sörfçülerin, rengarenk sörfleriyle bir çiçek bahçesine dönüştürdükleri Alaçatı koyu, yalnız Çeşme ve Ege'nin değil, ülkemizin görülmesi gereken başlıca ilginç yerleri arasına girmiştir.

SADUN BORO'NUN ALAÇATI'SI

Ünlü Türk Denizcisi Sadun Boro, "Vira Demir" isimli kitabında (Türk Ekonomi Bankası Yayını, 2002) Alaçatı limanını şöyle anlatır: "Akburun'un 7 mil güneydoğusundaki Alaçatı Körfezi'ne hangi yönden gelinse, beyaz yarların dimdik indiği doğu burnu, Bozalan burnu uzaktan belli olur. Üzerinde beyaz demir çatkı fener kulesi vardır. Batı burnunda iki telefon anteni, Alaçatı'nın arkasındaki tepenin üstünde yüksek rüzgar jeneratörleri belirgin noktalardır. Bir mil genişliğinde ve 2 mil kuzey yönünde giren körfezin iki yakasından ortaya doğru sığlıklar çıkar, aralarındaki geçit derin sudur. Batı yakasının ortalarından çıkan alçak bir burnun sahili ,kumsal plajdır. Burada 6 katlı koca bir otel binası göze çarpar. Bu burundan itibaren, üzerinde ancak 4 m. kadar su olan çok ve sığ bir alan, körfezin ortasına doğru 400 m. açılır, sonra birden derinleşir, renginden belli olur. Körfezin kuzeyinde ve orta yerinde bir gemi şamandrası vardır. Orta suyu takip ederek ona doğru gidilirse, bu sığlık iskelede kalır. Alaçatı Limanı, bu sığ alanın kuzeyinde, körfezin batı yakasında yer alır. Beyaz taşlardan yapılmış ana mendirek sahilden poyraz yönünda çıkar. Bir diğeri onun kuzeyinden, önce doğuya, sonra güneye, ana mendirek ucuna doğru iner. Aralarındaki geçit, şamandıra hizasına gelene kadar belli olmaz. Giriş gözükünce, batı rotada, ona doğru yol verilir. Limanın etrafını alçak kum çevirir. Kuzey ve kara tarafındaki rıhtımlara kıçtan kara olunur. Her havada korunaklıdır. Güney tarafında bir çekek rampası vardır. Marina olarak inşa edilen liman,  Alaçatı Belediyesi'ne aittir, henüz bir tesis yapılmadı. Sahilde bir balık lokantasından başka bir tesis yoktur.

Limanın kuzeyinde, ona bitişik, balıkçı kayıkları için ayrı bir barınak bulunur. Körfezin kuzeyi sığ bataklıktır, bir azmak burada denize ulaşır. Limana girmek istemeyen tekneler gemi şamandırasının kuzeyinde, 5 m. civarı suda demirlerse, meltem ve kuzey havalarında barınır. Liman'ın üstünden geçen asfalt yol 4 m. içerideki Alaçatı Beldesi'ne ulaşır. SİT alanı çerçevesinde, koruma altına alınan Alaçatı, eski taş binaları, meydanı, çarşısı ile ilginç, gezip görülmeye değer bir beldedir. Alışveriş imkanı vardır, cumartesi günleri pazarı kurulur. Çeşme ve İzmir'e devamlı minibüs, otobüs servisi ile bağlıdır. Alaçatı'nın rüzgarı boldur, eksik olmaz. Körfez içinde deniz de kaldırmadığı için, son yıllarda burası yerli ve bilhassa yabancı sörfçülerin mekan tuttuğu, pek rağbet ettiği bir yer oldu. Limanın altındaki burunda onlara hizmet veren tesisler vardır. Limana girerken, rengarek yelkenleri ile, bilhassa sığ alan üzerinde, mekik gibi oradan oraya uçarcasına giden, türlü gösteriler yapan sörfler hemen dikkatinizi çeker. Limandan çıkarken gene önce gemi şamandırasına doğru çıkıp, yaklaşınca güneye yol verilirse, sığlıklar batıda kalır, derin sudan çıkılmış olur. Mendirek fenerleri ve sığlıkları belirleyen ışıklı şamandralar konana kadar limana gece girilmemesi tavsiye edilir..

İSTANBUL'UN YENİ GÖZDESİ

Sadun Boro üstadımın ve dostumun, özellikle denizciler için paha biçilmez Alaçatı anlatımından sonra, bu nefis beldeyi ben de kuşbakışı dillendirmek isterim.

Özellikle bir cumartesi günü Alaçatı'ya gelip, şöyle bir kiliseden bozma merkezdeki caminin avlusuna kurulan Antika Pazarı'nın bir köşesine yerleşip, önümüzden gelip geçen yüzlerce, binlerce yerli ve yabancı turiste ilgiyle bakıp, Alaçatı hakkında tuttuğumuz notları aktaralım. Alaçatı, Cumartesi günleri inanılmaz kalabalıktır. Doğma büyüme Alaçatılı olan sevgili dostum Hikmet Dikmen'in deyimiyle "Böyle bir kalabalık, ne duyulmuş, ne de görülmüştür beldenin tarihinde..  Çünkü cumartesileri, pazar kurulur. Her bakımdan üstün ve bol çeşitli pazara, çevre ilçelerden ve Çeşme'nin Alaçatı'nın içinden çok sayıda insan akın akın gelir, aynı gün antika pazarı kuruludur. Yine İstanbulluların ve yazlıkçıların yöreye akını sebebiyle, pek bir kalabalık vardır. Hepsi toplanınca, Alaçatı sokakları yürünmez olur.

Bu değişim ve kalabalıklaşma, yerli Alaçatı'lıların bir kısmının göğsünü kabartır, bir kısmını ise, hayli ürkütür. İstanbulluların kitleler halinde gelip, aldıkları taş evleri restore ettirmeleri yüzünden eski ev fiyatları oldukça yükselmiştir, ama talep dinmemiştir. Bu yüzden bir kısım Alaçatı'lılar yüksek para yüzü görmekte, ancak ellerindeki malları mülkleri uçup gitmektedir. 1920'lerden sonra Türk yerleşmesine sahne olan bu Rum köyü, 1990'lardan sonra İstanbullu yerleşmesine sahne olmuştur. Eskiden yüzüne bakılmaz binalar iken, bu yönde restore ettirilerek turizme açılan "Taş Ev" isimliotel, "O Ev", "Le Trio" isimli restoranlar, "Cafe Agrilya", beldenin gözde mekanları haline gelmiştir.

Sokaklara bitişik antika dükkanları da Alaçatı'nın bir rengidir. Gül Yeşilpınar'ın işlettiği antikacı dükkanı bunlardan biridir.

ALAÇATI'NIN İSMİ

Alaçatı'nın ismi üzerine üç rivayet vardır.

1-Piri Reis'in 16.yüzyıl ürünü olan Kitab-ı Bahriye'sinde bu körfez ayrıntısı ile çizilmiş, anlatılmış ve yerleşim merkezi Alaçatı olarak vurgulanmıştır. Bir Türk söylencesine göre, 1200-1400 yılları arasındaki Türk Beylikleri döneminde, yöreye akın akın gelen Türk boyları, at yetiştirmekte ustaydılar. Hatta yörede at yarışları bile düzenlendiği söylenir. Yetiştirilen atlar içinde giderek belirginleşen Alaca atlar, yörenin isimlendirilmesine yol açmış ve alaca atların çokluğu, Türk yerleşmesinin kimliğini oluşturmuştur. Ancak özellikle 1800'lü yıllardan sonra adalardan Alaçatı ve çevresine gelen Rum göçmenler, beldenin nüfusunu baskın biçimde kendi lehlerine çevirmişler, buna rağmen yöre ve merkezdeki yerleşim birimi Türklerce"Alaçatı"olarak yaşamıştır.

2-Rum nüfusunun dıştan göçler sebebiyle 1800'lü yıllarda artması üzerine, Yunan yayılmacılığı, her yerde ve her zaman yaptığı gibi, yöreyi tam bir Yunan toprağı olarak görme propagandası yapmıştır. Alaçatı'nın gerçek isminin Agrilya veya Alasta olduğu iddia edilmiştir. Agrilya, yöredeki bir Rum köyünün ismidir ve Alaçatı'yı da kapsadığı iddiası hayli zayıftır. Rumların yöreye Alasta, demesi daha uygun ve mantıklıdır. Çünkü, Alasta, Rumca salamura veya tuzlanmış anlamına gelmektedir. Rumların geçmiş dönemde yörede salamura işiyle yoğun biçimde uğraşması, yörenin yüzyıllar içinde böyle bir isme yönlenmesine baş rolü oynamış olabilir.

3-Bir üçüncü iddia ise, Alaçatı'nın, tipik evlerinin ala çatılardan oluşması sebebiyle bu ismi aldığıdır.

Bu iddiaların hepsi ayrı ayrı,hatta hep birden doğru olabilir.

Bir yörenin isminin tarihin derinliklerinden geliyor olması ve yöre isimlerinin kökeni üzerinde, ne yazık ki Ege'mizde hala ciddi bir araştırmanın olmaması, Alaçatı'yıda rivayetler eksenine oturtmaktadır. Ancak bizim araştırmalarımıza göre ve özellikle çok yaşlı yöre halkından dinlediğimize göre, dedelerden gelen bir rivayet öne çıkmaktadır.G üya yöre beyinin çok güzel bir alaca ata sahip olması sebebiyle, Alaçatı diye bir isimlendirme olmuştur ki, bu rivayet birinci iddiaya biraz olsun destek olmaktadır.

ALAÇATI'NIN İNSANLARI

Alaçatı'nın çoğu mavi gözlü, sarışın halkı Balkan-Rumeli, daha doğrusu Yugoslav-Bosna/Hersek kökenlidirler, yani açıksası Boşnak'tırlar. Arnavutluk göçmeni veya İstanköylü ailelerde vardır. Yine Alaçatı'nın bir kısım etkin halkı ise Roman (çingene) vatandaşlarımızdır. Bu karma halk, geldikleri eski Osmanlı yurtlarından tütüncülük ile hayvancılık getirmişler, yörenin Rumlarca yaratılan temel uğraşı bağcılığa önem vermedikleri ve bu işi bilmediklerinden Alaçatı'nın ünlü bağları yok olup gitmiştir.

Alaçatı mahalle ve sokak isimleri, en az yüzyıllıktır. Hacı Memiş mahallesi, Şeftali sokak, Nuriye sokak, Cemaliye sokak, Mehtap caddesi, İtidal sokağı gibi..

Beldenin en ünlü tapınağı Hacı Memiş Ağa Camiidir. Yörede çeşmeler yaptırması, sular getirmesi sebebiyle hayli ünlü olan Hacı Memiş Ağa'nın ismini taşıyan camii; Anadolu Selçuklu devrinin son döneminde Karaca Koyunlu yörükleri tarafından yaptırılmıştır. Cami ahşap mimariye örnektir, minaresi ise yonu taşından yapılmış, minare küllahı ahşap olup üzeri kurşun kaplıdır. Cami günümüze kadar birçok kez onarım geçirmiştir. Bahçesinde ulu ve kadim bir mezarlık bulunur. Bu mezarlıkta arkaik dönem, Selçuklu ve Osmanlı mezar taşlarına rastlanmaktadır.

ALAÇATI'NIN ÖZELLİKLERİ

Alaçatı beldesi ,bir çok özellikleri ile öne çıkmıştır.

1-Alaçatı'nın kekik balı dünyada birincidir. Tüm dağları kekik bitkisi ile dolu olan Alaçatı'da, kekik çiçeğinden arıların yaptığı bal, üretilir ve pazarlanır. Son derece şifalı olduğu bilinen kekik balı, Alaçatı'da, bir yöresel zenginliktir.

2-Yöredeki yeldeğirmenleri, Alaçatı'daki Rum kilisesinden bozma Pazaryeri Camii, Hacı Memiş Camii ve kilise sarnıcı İl Kültür Envanterine geçmiş tarihi mekanlardır.

3-Eski sokaklar, taş evler, restore ettirilerek toplumsal yaşama modern biçimde kazandırılmış evleriyle Alaçatı, hala sokaklarında eskinin huzurunun ve asudeliğinin bulunabildiği ender Ege kasabalarından biridir.

4-Alaçatı kavunu şerbet gibi olur.

5-Bir zamanlar hayli yoğun olan, hala ekilen anasonda yörenin klasik ürünüdür.

6-Cumartesi pazarı ile Pazaryeri camii bitişiğinde kurulan ve ülkenin her tarafından alıcı bulan Antika Pazarı ünlüdür.

7-Az da olsa oluşturabilmiş sakız bahçeleri vardır.

8-Sörf sporuna uygun körfezi dünyaca ünlüdür.

9-Kopanisti denilen kokuşmuş peynir, artık yalnızca Alaçatı aileleri tarafından evlerde yapılmaktadır.

10-Alaçatı körfezi kenarına dizilmiş olan gece klüpleri de son yıllarda öne çıkmış, benzerleri ancak Avrupa-Akdeniz ülkelerinde olan beach-clup'ler yaratılmıştır.

Bu listeyi daha çok uzatabiliriz. Rumlarca da ünlü bir beldedir. Buradan göçenler, Yunanistan'da toplu biçimde yerleşmişlerdir ve Nea-Alaçatı (yeni alaçatı) isimli bir yerleşme oluşturmuşlardır. Kostas Abanitakhis'in "Alaçatı tarihi"üzerine bir kitabı Yunanistan'da yayınlanmıştır. Eski bir yöre söylencesini göre, Reisdereli bir delikanlı Alaçatılı bir kıza aşık olur ve aralarında büyük bir aşk başlar, işte bu romantik ilişkinin ünlü bir Rumca şarkısı vardır ve baştan sona Alaçatı'yı anlatır. Türkçe sözleriyle söyleyelim.

"Haydi gidelim Alaçatı'ya
Limon ağacı dikelim
Gezelim Alaçatı'da"..

BİR SÖRF CENNETİ

Alaçatı,artık tüm dünyada tanınan bir sörf merkezidir. Bu yüzden yerli ve yabancı basın, Alaçatı körfezinin sörf sporuna uygun doğasını övgüyle öne çıkarmaktadır. Mavi ada ve Grand Gaparia'dan sonra dünyada üçüncü parkur olan Alaçatı'mızla ne kadar onur duysak azdır..

Piri Reis burası için "Deniz burada yufkadır"demiş.. Gerçekten rüzgarı hiç dinmeyen, suyun üstü dalgalarla hiç kabarmayan ve 1-1,5 metrelik derinliği ile Alaçatı körfezi bu spor için biçilmiş kaftandır.

Bora Kozanoğlu isimli dört kez Türkiye Winsörf şampiyonu olan ünlü sporcumuz, Alaçatı'da bu sporu yapmakta ve bir sörf okulu çalıştırmaktadır.

Biraz da bu spordan söz açalım.. Sörf ne demektir?.. Efendim, altınızda halı gibi deniz var.. Siz, sörf aleti, rüzgar ve vücudunuzla bir üçgen kurup, denizin üzerinde uçuyorsunuz.. Sonsuzluk hissini içinize çekiyorsunuz.. İşte sörf kısaca budur.. Yani, gövdeniz, doğa ve sörf aletiyle birlikte bir sağlık-spor üçgeni kurmuş oluyorsunuz.. Yabancılar, kızlarımız, gençlerimiz bu sporu ne güzel yapıyorlar ve Alaçatı körfezini renkler cümbüşü halinde bir çiçek bahçesine dönüştürüyorlar

Alaçatı dünyaca ünlü bir surf merkezi

YAŞAMIN TADI ALAÇATI'DA

Alaçatı bahar ve yaz ayları boyunca, gündüz ve geceleri bir alem doğrusu.. Binlerce insan, bu sahile gelip hem denize girmenin sörf yapmanın ve eğlenmenin tadını çıkarıyor.

Alaçatı'daki mekanları bir sıralayalım bakalım.. Sörfçüler Herman Otelde kalırlar. Alaçatı merkezden çıkıp iki-üç km.lik bir yoldan sonra bir tepe üstünden Alaçatı körfezi önünüze serilir. En sağda sörf klüpleri sıralanmıştır. Paradise Sörf cenneti, Belediye PLAJI, Süzer Otel, Bora Kozanoğlu'nun Sörf okulu, Joy Kemik Beach Clup, Seaside Beach Clup arka arkaya sıralanır. Eğlencenin kalbi, yarı yarıya Alaçatı'da atar, tüm Çeşme göz önüne alındığında.. Yaşamın tadı burada fark edilir.

Bu yazımı bir kaç Alaçatı'lı dostuma armağan etmek isterim .Yerli Alaçatı'lı olan Türk sporu'nun mümtaz simalarından Hikmet Dikmen Hocam'a Halikarnas Balıkçısı'nın torunu Sibel Kabaağaç dostumla evlenen Alaçatı'lı yiğit kardeşim Metin Savaş'a, her Cumartesi gelip Alaçatı Antika pazarında tezgah açan nükleer fizik profösörü Metin hocam'a Alaçatı'ya bayılıp burada bir şirin çiftlik kuran Yusuf Düvenci dostuma sevgilerimle.

"Sosyal Ağlar"da Paylaş