Camgeran Alaçatı Facebook'ta
 
Camgeran Alaçatı Twitter'da


Alaçatı'da "An" Yaşanır (Alaçatı Gazetesi, Kasım 2010) Nuray Şirin Göktaş

Alaçatı'da "An" Yaşanır (Alaçatı Gazetesi, Kasım 2010) Nuray Şirin Göktaş

Türkiye’de insanların ortalama ömrü 1960-1965 döneminde ortalama 49  yıl iken bu, 2010 yılında 72 olarak açıklandı. Yani atalarımıza göre daha uzun yaşayacağımız  kesin gibi görünüyor.  Yüzyıllardır bu sürenin nasıl geçirileceği üzerine kafa yorup duruyor filozoflar.

1950’lerden bu yana değişim öyle bir hıza erişti ki, artık izlemek  bile ancak kişilerin kendi uzmanlık alanlarındaki değişimleri izlemesi biçiminde mümkün olabiliyor. İçeriği pek bilinmese de İsviçre’deki CERN’in deneylerinden herkes haberdar, klonlamanın ne olduğunu biliyoruz,  kök hücre nakilleri sıradanlaştı,  nanoteknoloji gündelik dile yerleşti.

Alaçatı'da "An" Yaşanır (Alaçatı Gazetesi, Kasım 2010) Nuray Şirin Göktaş

Annelerimiz mutfakta kullanacağı elektrikli ev aletleri ile tanışmaya başlamışken bizler birdenbire teleksten faksa, oradan bilgisayar ve internete geçtik, e-mail ile haberleşmeye, sosyal paylaşım sitelerini kullanmaya başladık. Bir programı öğrenene kadar o eskiyor,  dos’un yerini Windows alıyor, hepsine nefes nefese uyum sağlamaya çalışıyorduk. Kullandığımız müzik ve video çalarları sırasıyla sayabilir miyiz bilemiyorum, hepsi antika eser sınıfına girdiler çoktan.

Bu süreç içerisinde geçmişle gelecek birbirine karışmıştı. Bir insan ömründe geçmiş, beş-on yılla ölçülemezken artık neredeyse bir-iki yılla ölçülebilir hale gelmişti. Bir zamanlar internet bağlantısının telefon hattı üzerinden yapıldığını, internete bağlanınca telefonla konuşamadığımızı bugün herhangi bir çocuğa anlatabilmeniz doğal olarak pek mümkün değil. Yaşamakta olduğumuz anı kaybettiğimiz bir dönemdi bu.

Latince’de “Carpe Diem”, İngilizce’de “Seize the day” , Türkçe’de “Anı Yaşa” felsefesi bazen değişik yorumlarla boy göstermeye başladı edebiyatta, sinemada, sanatın değişik türlerinde. İnsanlar sıkışık ve sıkkın hallerine çözüm arıyorlardı. Çözüm gelecek ya da geçmişte değil, an’da aranmalıydı ama bu, “gününü gün et” gibi bir sorumsuz ve duyarsız bir yaklaşım da olmamalıydı.

Şimdiki zaman yokolmuştu. Büyük kentlerde yaşayan bizler gelecekte yaşıyorduk. Bildiklerimiz hemen eskiyor, eskiyecek yeni bilgilerle donanıyor, yarın için, önümüzdeki hafta için, gelecek ay için yaptığımız planlarla yaşıyorduk. Jorge Luis’in Anlar şiirinde anlattıklarını, 85 yaşına gelmeden anlayanlar şanslı olanlarımızdı:

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,  İkincisinde, daha çok hata yapardım.  Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.  Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,  Çok az şeyi  Ciddiyetle yapardım.  Temizlik sorun bile olmazdı asla.  Daha çok riske girerdim.  Seyahat ederdim daha fazla.  Daha çok güneş doğuşu izler,  Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.  Görmediğim bir çok yere giderdim.  Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.  Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.  Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.  Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.  Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.  Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.  Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,  Gitmeyen insanlardandım ben.  Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.  Eğer yeniden başlayabilseydim,  İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.  Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.  Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,  Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.  Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...  Ölüyorum...  

Bazı mekanlar geçmişi yaşatır size, doğası buna uygundur, bazıları geleceği anıştırır. Babanızın doğduğu topraklar geçmiştir,  bilimsel araştırma istasyonlarının bulunduğu kentler geleceği hatırlatır sanki…

Bazı topraklarda ise an yaşanır. Sokak aralarında başıboş dolaşabilir, deniz kıyısında gün doğuşunu izleyebilir, taş evlerin her birinde bir öykü keşfedebilir, damla sakızlı kahve kokuları arasında bisikletinizle taş sokaklarda dolaşmanın keyfini yaşayabilirsiniz. Sonbaharsa yağmur yağabilir, şemsiye taşımayın; yaz ise hafif bir rüzgar yalar yüzünüzü tadını çıkarın; ilkbaharda çiçek kokularıyla sarhoş olun…

Bazı mekanlarda an yaşanır. Alaçatı, şimdiki zamanı,  anı yaşamak içindir.

"Sosyal Ağlar"da Paylaş